OKYANUS VE VAROLUŞÇULUK / #VarımAmaNasıl1

Photo by Flo Dahm on Pexels.com

dallardan bir adacık inşa etmek, yeni dalları keşfetmek, yüzme öğrenmek ya da boğulmak tamamen bizim tercihimiz ve seçimimiz dahilindedir”

Ütopya Yazarı: Hande Yıldırım

      Dünya’da olmak; kaygı, belirsizlik, sonluluk, özgürlük, yalnızlık, anlamsızlık gibi biz dünyaya “fırlatılırken” heybemize konan verilmişliklerimizle birlikte var olmak demek. Bunlar insan oluşumuzda hepimizin buluştuğu ortak payda. Herhangi birimiz bunlardan azad olmuş değiliz. Bununla beraber bu verilmişliklerimizle nasıl temas ettiğimiz tam da bu dünyada kapladığımız yer kadar biricik. Bu meselelere karşı nasıl savunma mekanizmaları geliştirdiğimiz, nasıl dirençler oluşturduğumuz, bu savunmaların yarattığı sorunlar her biri bize özgü. Haliyle tökezleyeceğimiz yerler, desteğe ihtiyaç duyduğumuz zamanlar da fazlasıyla öznel.

İnsan olarak heybemize konan bu verilmişliklerimizle barışamadığımız, savunma mekanizmalarımızın artık işlemediği, kaybolmuş hissettiğimiz durumlarda varoluşçu terapi kendine özgü yaklaşımlarıyla kendimize dair farkındalığımızın gelişmesinde ve kaynaklarımızı yeniden keşfetmemizde yol gösterici olur. Terapistimiz ise keşif yolculuğumuzda eşlikçimiz olur. Varoluşçu psikoterapide ”danışanları bir şekilde hayatlarına devam ettirme”den ziyade hem danışanların hem terapistlerin “neler olduğunu anlamaları”na odaklanılır. Çünkü danışanlar, dünyada-olma tarzlarını nasıl kurguladıklarını gerçekten görebildiklerinde bunu değiştirmek için tercih yapabilirler.”

Terapist danışan ilişkisini, bu teröpatik sürecin herkes için eşsiz ve deneyimsel olduğunu belirterek ve kelimelere indirgemenin kaygısıyla şöyle bir metaforla anlamaya çalışabiliriz: Gözlerinizi kapattınız ve açtığınızda kendinizi okyanusun ortasında buldunuz, oraya nasıl geldiğinize dair kesin bir fikriniz yok. Etrafınızda pek çok ipucu var fakat emin olmanız olası değil. Korkmanız kaçınılmaz. Fark ettiniz ki etrafınızda sizin gibi başkaları da var fakat birbirinize ulaşabilirliğiniz sınırlı, okyanusta dalgaların içindesiniz. Dalgalarla başa çıkmak için tutunacak ve batmanızı engelleyecek dal parçaları buldunuz. Zaman geçtikçe onlardan faydalanıp adacıklar inşa ettiniz hatta dalgalarla oyun oynamayı bile öğrendiniz. Artık korkuyla beraber keyif de var fakat zaman geldi belki mevsim değişti belki adacık küçük geldi, adacığınız su almaya başladı. Gözleriniz tutunacak bir daldan fazlasını arıyor. Bir yardım arayışı içinde etrafınıza baktınız. Bakmayı seçtiğiniz tarafta birisi size dallarınızı, kollarınızı ve bacaklarınızı işaret edip yeni bir adacık inşa edebileceğinizi hatta belki kollarınızın ve bacaklarınızın sizi suyun üzerinde tutmaya yarayabileceğini gösteriyor. Dallarınıza bakıyorsunuz ve fark ediyorsunuz ki dallarınızla gerçekten de yeni bir adacık inşa edebilirsiniz. Kollarınızı ve bacaklarınızı hareket ettiriyorsunuz gerçekten de yüzmeyi öğrenebilirsiniz. İnşaya başlamak da yüzmeyi öğrenmek de varlığını unuttuğunuz ya da görmeyi çeşitli sebeplerle tercih etmediğiniz seçenekler olarak görünür bir halde karşınızda artık. Dünya düzleminde görmeye çalıştığımızda dallarınız, kollarınız ve bacaklarınız sizin varoluşunuzda anlam yaratmak için ve verilmişliklerinizle hemhal olmak için kullanabileceğiniz kaynaklar. Sizin dallarınızı ve bedeninizi unuttuğunuz yerde size bunların varlığını ve onunla yapabileceklerinizi hatırlatan kişi ise terapistiniz.

Okyanus metaforunda olduğu gibi dalgalarla boğuşurken terapistimiz bize bir adacık inşa etmez. Bize yeni bir dal yaratmaz. Bize yüzmeyi öğretmez. Etrafımızda bulunan, zaten bizim olan ya da yeni keşfedebileceğimiz bize uygun dalların varlığının farkına varmamızda ve yüzmeyi öğrenme potansiyelimizi görmemizde bize yardımcı olur. Bu dallardan bir adacık inşa etmek, yeni dalları keşfetmek, yüzme öğrenmek ya da boğulmak tamamen bizim tercihimiz ve seçimimiz dahilindedir.

Kaynakça

Deurzen E., & Claire B. (2017). İnsan Meselelerine Varoluşçu Bakışlar. Aletheia Kitap.